Yaptığım konuşmalarda ve verdiğim eğitimlerde kendimi şöyle tanıtıyorum. “Hayatımın 20 yılı insanları işe alarak ve onlara kariyer yolculuklarında eşlik ederek geçti”  Az zaman değil. 20 yıl. Şöyle bir geçmiş muhasebesi yaptım. Kaç mülakat yapmıştım acaba şimdiye kadar diye düşündüm. İşe alımla ilgili kaç telefon görüşmesi? Kaç tane öz geçmiş okumuştum, kaç tane öz geçmiş elemiştim? Kaç kişiye iş teklifinde bulunmuş ve kaç kişiye de “maalesef başka bir adayla ilerlemeye karar verdik” haberini vermiştim? Çok ama çok olsa gerek.

İnsan alıştığı ortamından çıkıp süreçlere uzaktan baktığı zaman bazı şeyleri daha iyi fark edebiliyor.  İşimiz gereği o kadar çok insana dokunuyoruz ki. Peki gerçekten de dokunmayı becerebiliyor muyuz? Yoksa  insanlar “işe başvuran adaylar” olarak hayatımızdan geçip gidiyorlar mı?  Maya Angelou’nun şu sözüne bayılıyorum. “İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutabilirler ama  kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmayacaklardır”. Geriye dönüp baktığımda kendime şu soruyu sordum. Benimle etkileşimde olan insanları nasıl hissettirmiştim acaba?

Sevgili İnsan Kaynakları’nda çalışan meslektaşlarım. Bugün yazım sizlere. Ülkemizde işsizliğin boyutlarını en çok siz biliyorsunuz. İşsiz üniversite mezunu sayısını ezbere söyleyebilirsiniz. Ama ben bugün rakamları konuşmak istemiyorum. Fark yaratmayı ve insanların hayatına dokunmayı konuşmak istiyorum. Ve sizlere sesleniyorum. İş arayan insanların hayatlarında küçük dokunuşlarla büyük farklar yaratabilirsiniz. Nasıl mı?

1- Öncelikle büyük bir merakla iş başvuru sonucunu bekleyen kişilere mantıklı bir zaman dilimi içerisinde cevap dönme nezaketini göstererek. Bir zamanlar sizlerin de iş aradığınızı ve benzer süreçlerden geçtiğinizi unutmayarak. (ve tekrar iş arama ihtimalinizi de göz önünde bulundurarak) Tek yapmanız gereken şey zamanında cevap dönmek. Süreç devam ediyorsa ve değerlendirme için biraz daha zamana ihtiyacınız varsa bunu da söyleyin elbette ama aday için sonsuz bir sessizlik yaratmayın, onu bilinmezlikle baş başa bırakmayın. Şirketinizde sistemlerinizin iyi çalışmadığını düşünüyorsanız da sistemleri suçlamayın. Sürecin doğru işlemediğini düşünüyorsanız düzeltmeye gayret edin. Elinizi taşın altına koyun. Günün sonunda adaylar onlara dönüp dönmediğinize bakarlar. Ve elbette ki ne kendilerini nasıl hissettirdiğinize.

2- İş görüşmesi sonucunda eğer kişiyi işe almama kararı almışsanız adaya hangi alanlarını geliştirebileceğini söyleyin. Lütfen bunu yapın. 10 dakikanızı bile almaz. Sizden daha iyi kimse göremez o gelişim alanlarını. Görmüşseniz bunu paylaşın. Paylaşın ki farkındalığı artsın ve kendisini geliştirmek adına bir adım atabilsin. İş tanımınız elbette işe almadığınız adayları geliştirmeyi değil çalıştığınız kuruma en iyi çalışanları kazandırmayı içeriyor.  Ancak adaylara o pozisyona neden uygun olmadığını bildirirken bile ona fayda sağlayabilirsiniz. Sadece dibine ışık veren mum olmayın. Sahip olduğunuz pozisyonu ve yeteneklerinizi ihtiyacı olanlar için de kullanın. Bir adayı işe almadan da ona güzel bir süreç yaşatabilirsiniz. Deneyin. Akşam çok daha rahat uyuyacaksınız.

3- Size uygun olmayan ama başka bir firmaya, işe uygun olabileceğini düşündüğünüz adayın öz geçmişini başkalarıyla paylaşın. Paylaşın ki adayların şansları artsın. Paylaşın ki başka bir meslektaşınıza ve iş arayan birisine yardımınız dokunsun. İyilik bulaşıcıdır, unutmayın. Yıllar önce elime geçen bir öz geçmişi başka bir firmada çalışan bir meslektaşımla paylaşmıştım. Benim için çok basit ve zaman almayan bir yönlendirmenin karşıdaki kişinin hayatında ne büyük bir değişikliğe vesile olduğunu çok sonra öğrendim. Öz geçmişini yönlendirdiğim aday seneler sonra danışman kimliğimle gittiğim bir şirkette yönetici olarak karşıma çıktı. Beni ismimden hatırladı. Boynuma sarılıp bana “size ne kadar teşekkür etsem azdır. Bugün bu koltukta oturuyorsam sizin payınız çok büyük. Sayenizde harika bir şirkette harika bir yöneticiyle çalışma şansım oldu” dedi. Hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiştim.

Bu hayatta var olmamızın bir çok amacı var bence. Çoğu zaman düşünüyoruz, var olma amacımızı keşfetmeye çalışıyoruz. Bunların hiç birine itirazım yok. Ama mevcut şartlarımızla, elimizdekilerle, mevcut işimizle kime nasıl fayda sağlayabiliriz? İşte bence işin bu kısmına fazla kafa yormuyoruz. Alışmışız. Mevcut düzende akıp gidiyoruz. Mutluluğu uzaklarda arıyoruz. Oysa ki başkalarının hayatında fark yaratarak da mutlu olabiliriz. Etkileşimde olduğumuz insanların ağzında güzel bir tat bırakarak, onların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayarak. Bugün bu konuyu biraz düşünmeye ne dersiniz? Çalıştığımız şirketlerin hiç birisi bize kalmayacak. Elimizde kalacak olan en kıymetli şey ilişkiler ve iyi hatırlanmak olacak.