Her şeyin çok hızlı değiştiği bir zamanda yaşıyoruz. Ne söylesek, fazla zaman geçmeden bilgi eskiyebiliyor ya da geçerliliğini yitirebiliyor. Ancak bazı şeyler var ki pek de değişmiyor. Mesela iş görüşmelerini zora sokabilecek söylem ve davranışlar. Geçen hafta severek takip ettiğim Science of People adlı şirket “iş görüşmelerinde asla söylenmemesi gereken 8 şey” başlıklı bir içerik paylaştı. Ben de buradan ilham alarak İnsan Kaynakları’nda çalıştığım yıllar boyunca yaptığım iş görüşmelerinde beni rahatsız eden söylemleri kaleme almaya karar verdim. Hadi buyurun:
“Tüm detaylar özgeçmişimde yazılı”:
“İdeal bir özgeçmiş nasıl yazılır” diye google’larsak sayısız içerik bulabiliriz. (Ben biraz önce yaptım ve 2.860.000 adet sonuca rastladım) Buna rağmen önüme gelen özgeçmişlerin %85’i hala ideal değil. Çok uzun yazıyoruz. Gerekli gereksiz her detayı koyuyoruz. Ama en kötüsü mülakatı yapan kişi size geçmiş tecrübenizle ilgili bir soru sorduğunda “aslında tüm detayı özgeçmişte yazmıştım ama” diye cümleye başlamak. Bu cümleyle mülakatçıya “sanırım özgeçmişimi detaylı okumadın” mesajı vermekle kalmıyoruz, aynı zamanda sorunun neden sorulduğunu da anlamadığımız anlaşılıyor. Buradaki önemli konu şu: Mülakatçı sizin tecrübenizi sizin ağzınızdan dinlemek istiyor çünkü kendi hikayenizi nasıl yorumladığınızı duymak istiyor. İnsanın kendi hikayesini nasıl yorumladığı kişiyle ilgili önemli detaylar veriyor. Zaten özgeçmiş yeterli olsaydı , yüz yüze görüşmeler hiç yapılmazdı değil mi?
Defalarca söylüyorum, yine de söyleyeceğim. İnsanlar iş görüşmelerinde öncelikle karakter peşindeler.
“Bilmiyorum. Nokta”.
Elbette bir iş görüşmesine giderken o şirketle ilgili birçok detayı araştırmış olmamız beklenir. Sonuçta o şirkette çalışmak istiyorsunuz, değil mi? Yine de görüşme esnasında bilemediğimiz bir detay karşımıza çıkabilir. Ya da bize durumsal bir soru sorulabilir. “xyz durumunda ne yapardınız?” gibi ki bunun da o anda cevabını bilmiyor olabiliriz.
Çözümü nedir peki? Basit. Sadece bilmiyorum diyip susmak yerine
“Bilmiyorum ama muhtemelen şöyle yapardım…..”
“Bilmiyorum ama yöneticime ya da x departmana sorardım.”
“Bilmiyorum ama eskiden başıma benzer bir durum geldiğinde şöyle yapmıştım…” gibi. Ama asla “Bilmiyorum” diyip susmayın çünkü bu sessizlik sohbet öldürücü bir sessizliktir ve bir yandan da bilinmeyen durumlarda tek başınıza işin üstesinden gelemeyeceğinize dair bir izlenim de uyandırabilir.
“Zayıf yönüm yok”
İnanmayacaksınız ama bu cevabı çok aldım ve çok kafam karıştı. Bakın, istisnasız her mülakatta bu ya da buna benzer bir soru gelecektir.
“Zayıf yönünüz nedir?”
“Gelişime açık yönünüz nedir?”
“Hangi huyunuzu değiştirmek isterdiniz?” ya da “son işinizde en çok zorlandığınız konu” gibi. Ben diyeyim siz anlayın işte. Farklı birçok şekilde sorulabilir bu soru. Asıl önemli olan bu soruyu sormanın amacını anlamak. Bu soruyu sorarak mülakatçı neyi anlamaya çalışıyor sizce? Bence bu soruya tatminkar cevap vermeyen herkes bu noktayı kaçırıyor.
Asla yok demeyin. Çünkü böyle derseniz
- ya farkındalığınız yoktur
- ya da bir şeyler saklıyorsunuzdur.
Bir de sakın “ mükemmeliyetçiyim” gibi sahte bir zayıflık beyan etmeyin. Hepimiz biliyoruz ki mükemmeliyetçilik gerçek bir zayıflık değildir. Böyle söyleyerek güvenli tarafta kalmaya çalıştığınızı istisnasız tüm mülakatçılar bilirler. Mülakatçı bu soruyu sorarak öncelikle dürüst olup olmadığınızı ve beyan ettiğiniz zayıflığın ileride şirkette bir soruna yol açıp açmayacağını anlamaya çalışırlar.
Çözüm: Gerçek bir zayıflık söyleyin ama iş performansınızı etkilemeyecek bir şekilde çerçeveleyip örnekleyin. Mesela:
“Aynı anda birden çok iş yapmam gerekirse veya tamamlamam gereken birçok farklı hedefim varsa bazen kafam karışıyor, bu yüzden her seferinde tek bir şeye odaklanmaya çalışıyorum.”
Geçmiş yöneticiyi ya da iş arkadaşını kötülemek:
Şimdiye kadar geçmiş yöneticisini kötüleyerek işe alınmış olan birisini hatırlamıyorum dersem yalan olmaz.
Eski patronunuz bir beceriksiz olabilir.
İş arkadaşlarınız arkanızdan iş çeviren güvenilmez yılanlar olabilirler.
Devamlı olarak tükenmişlik sendromundan muzdarip olabilirsiniz.
Ne olursa olsun negatiflikten uzak durmaya çalışın. Nedenini bilimsel açıklamaya çalışayım. Davranış bilimlerinde “kendiliğinden özellik aktarımı” olarak bilinen bir fenomen vardır. (spontaneous trait transference) Olumsuz konuşmaya başladığınızda, diğer kişinin beyni bu özellikleri sizinle özdeşleştirecektir. Önceki işinizdeki durumunuz ne olursa olsun, mülakat olumsuzlukları konuşma ortamı değildir. Sonuçta, bu işi almayı başarır ve bir gün işi bırakırsanız, mülakatçının isteyeceği son şey şirket hakkında kötü konuşmanızdır. Bunu bir kez yapan, bir kez daha yapabilir, öyle değil mi? Ayrıca kızgın olmak, kötü bir ilk izlenim bırakacak olumsuz bir yanınızı gösterir.
Her zaman cevabınızı olumlu tarafta kalmaya çalışarak verin ve geçmişe takılmak yerine geleceğe odaklanın. Unutmayın mülakattasınız. İç dökme seansında değil.
Pardon adınız neydi?:
Ne yapıp edin, mülakatı yapan kişinin adını unutmayın. Kişiye ismiyle hitap etmek her ortamda büyük fark yaratır. İş görüşmesine güzel bir açılış yapmanın en güzel yollarından biri karşınızdaki kişiye adıyla hitap etmek ve hatta mümkünse onu öncesinden araştırmış olduğunuzu ona hissettirmek. Ortak özellikler her zaman güzel sohbetler yaratır ve bir iş görüşmesinin güzel bir sohbetle açılmasından daha güzel bir şey yoktur. Sizi rahatlatır.
Bonus: Mutlaka öz geçmişinizi yanınızda bulundurun. Hatta iki kopya olarak bulundurun. Daha önceden e postayla göndermiş olsanız bile görüşme esnasında önünüzde bulunması iş tecrübelerinizi, tarih aralıklarını takip etmek adına çok faydalı olur. Mülakatı yapan kişi size bir tarih aralığını sorduğunda “emin değilim, 2013 müydü, 2015 miydi” diye cevap vermeye çalışıp mülakatçının zihnini bulandıracağınıza özgeçmişinize bakıp söyleyiverirsiniz olur biter.